
Hâkim bey, Aile Mahkemesinde duruşmadaydı.
Önce davacı geldi. Mini etekli, oldukça dekolte giyimli, alımlı bir genç kızdı. Kapıdan girer girmez podyuma çıkan bir manken edasıyla, saçlarını dalgalandırarak, bin bir işve ve cilve ile arkasından hoş bir rüzgâr bırakarak yerine geçti.
Hemen sonra davalı genç, yakışıklı oğlan geldi. Üzerinde siyah gömlek ve pantolon, davacıya tam zıt bir edayla, çekingen bir tavırla yerine geçti.
Dosya Hâkim beyin önünde duruyordu. Daha kapağını açmamıştı. Zihninden boşanma nedenini anlamıştı. Genç oğlana döndü.
-Mesele kıskançlık mı?
Oğlan hiç tereddütsüz;
– Evet.
-Peki, evlenmeden önce tanışmamış mıydınız, beraber çıkmamış mıydınız, böyle giyindiğini görmemiş miydiniz?
-Tanıştık. Geç bir sonbahardı. Havalar soğumuştu. Birbirimizden elektrik aldık ve çıkmaya başladık. Çok da güzel vakit geçirdik. Huyumuz suyumuz birbirine uygundu. Birbirimizi anlıyorduk. Ruh ikiziydik sanki. Âşık olduk. Kış çıkmadan evlendik.
Hâkim bey içinden çok güldü ve oğlana dönerek bilge Dede Korkut edasıyla;
-Bak evladım bu olaydan şöyle önemli bir ders çıkıyor. Demek ki evlenmek niyetiyle biriyle tanışıp arkadaş olunca üzerinden dört mevsim geçmeden karar vermemek lazım. Bu sana ders olsun.
Aslında Hâkim Bey gençlerin; ailelerinin haberi olmadan birbiriyle tanışıp gezip tozmalarını, moda ifadeyle flört etmelerini tasvip etmiyordu. Böyle tanışmanın sağlam bir evliliğin temeli olamayacağını düşünüyordu. Gençlerin başında o çağlarda kavak yelleri eser, kanları deli akardı. Birbirlerine âşık olduklarını sandıklarında da aşkın gözü kör olduğundan artık birbirlerinin hatalarını görme şansı olmuyor, bu hataları gören ailelerini hiç dinlemeden evleniyorlardı. Aile izin vermezse kaçıp aileden habersiz evleniyorlardı. Kısa süre içinde birbirlerini tanıdıklarında Aile Mahkemesi’nin kapısında duruşma için sıralarını bekliyorlardı.
Daha önce böyle olaylarla karşılaşmıştı. Birinde; genç kız veteriner fakültesinde okuyordu. Tanıştığı adam limanda gümrük malları taşıyan tır şoförüydü. Anne yazar ve yönetmendi. Bu beraberliği hiç tasvip etmiyordu. Kızına söz geçiremiyordu. “Kızım bu adam senin dengin değil, eğitiminiz, yaşantınız, kültürünüz, örf ve adetleriniz, yaşadığınız çevre tamamen farklı, evliliğinizi sürdürebileceğinizi zannetmiyorum” yollu nasihatleri kızına hiç tesir etmemişti. “Anne sen insan ayırımı mı yapıyorsun? Senin gibi tahsilli, hümanist bir kimseye yakıştıramadım. Yeri geldiğinde hümanistlik dersi veriyorsun” demiş ve annesini susturmuştu. Anne iç yangınıyla nikâhlarını izlemişti. Kısa bir süre sonra kızı gözyaşlarıyla ve kucağında çok sevdiği kedisiyle birlikte annesinin kapısını çalmıştı. “Anne ben nasıl bu vahşi adamı tanıyamamışım. Bugün biraz tartıştık. Çok sinirlendi. Kediyi sevdiğimi bildiği için hemen kediyi eline alıp önüme geçti, iki eliyle kedinin arka bacaklarından tutup “Kes sesini yoksa kedini ikiye bölerim” dedi. Kedinin bacaklarını germeye başlayınca bayılmışım. Kendime geldiğimde gitmişti. Kedim başımda beni bekliyordu. Bu adamla bir gün dahi aynı evde kalamam.” Anne “Ben sana demedim mi birbirinizin dengi olmadığımızı” demedi. Kızını bağrına bastı. Bir daha da göndermedi.
Bir diğer olayda; genç kız İstanbul’dan Samsuna gitmek için otobüse biner. Genç yakışıklı bir muavini vardır otobüsün. Daha yol yarılanmadan birbirlerine âşık olurlar. Samsun’a vardıklarında yıldırım nikâhıyla evlenirler. Bir hafta sonra kız can havliyle annesine sığınır. İfadesine göre oğlanın annesi ilk günden itibaren kendisini her gün döver; “eğer iyi, namuslu bir kız olsaydın ailenden habersiz oğluma kaçıp evlenmezdin” dermiş. Hâkim bey, düşüncelerini içinde sakladı. Dosyanın kapağını açıp duruşmaya başladı. Davacı boşanmak istedi. Hakim beyin evliliğin devamı konusunda tavsiye ve ısrarları sonuç vermedi. Davalıya döndü. O da boşanmayı kabul ettiğini söyledi.
Taraflar birbirinden nafaka, tazminat, mahkeme masrafı istemediler. Boşanma kararı vererek dosyanın kapağını kapattı. Duruşma da, dava da oldukça kısa sürmüştü.
Hakim beydeki tesiri ise hatıra olabilecek kadar uzun sürdü. Hala bazen hatırlar ve tebessüm ederdi.
——-
Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.