Kitap

Esaret Hatıraları – Eyüp Sabri Akgöl

Düşman elinde esir olmak, hayatta tecrübe edilebilecek en zor imtihanlardan biridir. Vatanını istikbalini satan hainler dışında, bu imtihanın sonu umumiyetle ölüm ile biter. Pek az kimse hayatta kalsa dahi gördüğü işkencelerin izini ömrü boyu taşır. İşte bu kimselerden de gelecek nesle esaretin bir felaket olduğunu anlatmak için kitap yazan nadir şahıslar vardır.

Eyüp Sabri Bey’de bu kimselerden olup Antep’in İngiliz tecavüzüne maruz kaldığı vakitleri ve kendisinin esaretini kaleme almıştır. Bu eser çok ibretlik hadiseler ihtiva ediyor. Halkın biçare, ümitsizlik hisselerini ve kalp burukluklarını tasvir ediyor. Ayrıca kendisine düşmanlar tarafından yapılan muameleleri ve birlikte esir bulunduğu din kardeşlerini anlatıyor. Bu kitabın üç safhası vardır: İngilizlerin halka hissettirdikleri, Eyüp Sabri Bey’in müşahedeleri ve hadiselerin vuku bulduğu zamanın atmosferi.

Sene 1919, halk savaştan yeni çıkmış. Kiminin babası, kiminin kardeşi, kiminin oğlu şehit. Siyasi bir buhranın meydana getirdiği muamma bir hava, herkesin ciğerini dolduruyordu. Bu esnada bir İngiliz müfrezesinin Antep’e geldiği haberi geldi. Halk, bu haberi iyi karşılamasada şehrin mutasarrıflarının bu işi çözeceklerine güveniyordu. Bundan sebep bir nebze olsun rahattı. Gelen müfreze ilk iş olarak beldenin bütün ihtiyar heyetini topladı. Mutasarrıflar (beldede sözü geçen, tasarruf sahipleri) yapılan bu görüşmeden memnun kalmamışlardı. İngilizlerin verdiği teminatlar hiç emniyet vermiyordu. Baş Mutasarrıf (beldede sadece Mutasarrıf Bey diye bilinir) ise çok rahat ve mevcut halinden çok memnun gözüküyordu. Hatta aydın sınıfını ve halkını rahatlatmak için ayrı bir gayret gösteriyordu. İngilizler de siyasetleri gereği iki hafta gibi bir süre beldede seslerini çıkartmadılar. Lakin çok geçmeden halka sövmeye, eziyet etmeye ve hatta hapse atmaya başladılar. Halk, Mutasarrıf Bey’e her gün İngilizleri şikayet ediyordu. O da bu esnada halkın şikayetini hak veriyor ve küçük meclislerde İngilizlere başkaldırma fikrine de yan çıkıyordu. Lakin onun bu hâl ve hareketlerinin samimi olmadığını ve halkını oyaladığı çok sonra anlaşıldı.

Tabi İngilizler boş durmuyordu. Bu süre zarfında haberleşme hatlarını kestiler ve iyiden iyiye beldeyi abluka altına almaya başladılar. Halk ise zaten zayıftı. Bir de bu gibi zorlukların karşısında bir kuvayi milliye kurma takati bulamadılar.

İngilizler sonunda planlarının kritik bir hamlesini icra ettiler: milletin kanaat önderlerini itibarsızlaştırma ve onlardan uzaklaştırma. Asılsız suçlamalarla Eyüp Sabri Bey’in de içinde bulunduğu aydın bir grup sürülüp hapsedildi. Mutasarrıf Bey’in de ihaneti işler bu raddeye varınca anlaşıldı. Vatanın istikbalini İngilizlerin yağlı lokmalarına ve boş vaatlerine satmıştı. Ayrıca Anadolu’da bulunan Ermeni güruhu bunu fırsat bilerek İngilizlere muhbirlik yapıyor ve halka da eziyet ediyorlardı.

Halk bu vaziyette komutanı kaçmış, yaralı ve elinde yeterince teçhizatı bulunmayan bir grup askere benzetilebilirdi. Sanki harp meydanında düşmanlar tarafından etrafları sarılmış gibidir. Ama düşmana saldırmak için ne takat ne silahları vardır. Burada teşbihi yapılan askerler ile halkın hisleri arasında fark yoktu.

Eyüp Sabri Bey, arkadaşlarla beraber hapishanede tecrübe ettiği çileleri ve eziyetleri hiç unutmuyor ve eserde hulâsa olarak şöyle anlatıyor:

İngilizler getirdikleri medeniyet (!) ile insanın hiçbir mahluka reva göremeyeceği türlü eziyetleri pişkin pişkin yapıyorlar. İslam’a düşmanlığı yegane gaye edinen İngilizler Müslümanlara, özellikle Türklere, adeta nefes aldırmamak için hayvanlardan daha aşağı muameleler de bulunuyorlar . Bunu yaparken de Hindistan ganimeti olarak gördükleri hint askerlerini kullanıyorlar. Ayrıca Ermeniler de İngilizlerden aşağı bir yanı olmadıklarını bu zamanda gösteriyorlar.

Ermeniler bu kitapta “Göz Oyucular“ olarak geçiyor. Çünkü Mısır’da uzun saatler çalıştırılan esir müslümanların gözü sıcağa dayanamayıp ağrıyordu. Bunu ağrı bahane edilerek müslümanlar ameliyata ikna ve hatta mecbur ediliyordu. Gaddar Ermeni doktorlar bunu intikam için fırsat bilip nice esirin gözlerini çıkarttılar. Bu elim hadise Ermeni milletinin ne kadar nankör olduğunu gösteriyor. Halbuki Türkler tarafından hiçbir surette eziyet görmemiş ve hatta bir Türk kadar hürmet görmüş olmalarına rağmen adeta haçlılardan süregelen kinlerini kusuyorlardı.

O zamanki siyasi havayı kısaca bahsedecek olursak, Mustafa Kemal Paşa halkın desteğini almak suretiyle Anadolu’da güçleniyor ve Kuvâ-yi Milliye’yi kurması hasebiyle kurtarıcı olarak görülüyordu. Lakin halkın birçoğu bu güçlenmenin doğuracağı endişeden dolayı aklı karışmış vaziyetteydi. Ayrıca gazeteler vasıtasıyla umumi bir efkar ve vicdan oluşturulmak adına çokça gayret gösteriliyordu. Bütün bu gayretler bir nebze de olsa buruk kalplere ferahlık oluyordu.

Hülasa olarak, yazarımız siyasi havanın halkı takatsiz hale getirdiğini ve İngilizlerde bundan istifade ederek Müslümanlara yapmadığı kötülük, etmedik eziyet bırakmadığını anlatmıştır. Avret mahallini örtmek için bir bez parçasını dahi çok görmüşlerdir. Onların mübarek kalplerini üzüntü ve kedere boğulmuşlardır. Lakin Kuvâ-yi Milliye ve fikir gazeteleri halkın kırılmış kalplerini çabuk toparlamış ve taze kan olmuştur.

——-

Serâzât.com’da yayınlanan yazı ve şiirlerin fikrî hakları ilgili yazar ve şairlere aittir. Bütün hakları saklıdır. İzinsiz kopyalanamaz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu